siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2026 Cumartesi

Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine-Yılmaz Parlar


 

  

Alarm Zili Değil, Çözüm Rehberi Ümit Özdağ'ın Dili Bir Devlet Refleksidir

Eleştiriler Ne Diyor, Sahada Ne Oluyor? Ümit Özdağ’ın Dili Üzerine Bir Okuma

Sosyal medyada Ümit Özdağ’ın kullandığı sert dil üzerine gündeme gelen, Bazı yorumcular, bu söylemin “sürekli alarm ürettiğini” ve “çözümden çok gerilim yarattığını” savunuyor.

Gazeteci Tanıklığım, Sahada Gördüklerim, Eleştirileri Silip Süpürüyor

Ümit Özdağ'ın söylemleri, kimi çevrelerce "nefret dili" olarak etiketlenip karalanıyor. Ancak bir gazeteci olarak, azda olsa bu eleştirenler, Özdağ'ın gerçek saha çalışmasından ve halkla doğrudan temasından habersiz, masabaşı analizler olduğunu gördüm.

İstanbul'dan Anadolu'nun dört bir yanına, binlerce vatandaşımızla yüz yüze görüşmelerini, dertlerini tek tek dinleyişini, bu sorunları kayıt altına alıp ilgili makamlara bizzat taşıyışını ve somut çözüm önerilerini haritalandırmasını yakından takip ettim.

İşte bu sahne arkası, eleştirilerin ne kadar yüzeysel ve haksız olduğunu gösteriyor. Çünkü Özdağ'ın asıl yaptığı, yankılanan o sert uyarı perdesinin arkasında, temeli sağlam bir "yerinde tespit, yerinde çözüm" projesi inşa etmek. 

Bu yazıyı, gördüğüm bu gerçeği kamuoyuna bildirme sorumluluğuyla kaleme alıyorum.

Toplum, tehlikeyi görmek kadar rahatlatılmak da istiyor. Ancak sahadaki tabloya bakıldığında, Özdağ’ın söyleminin tek boyutlu olmadığı görülüyor.

Türkiye, yüz yıllık modern cumhuriyet tarihinin en çetrefilli ve derin sorunlarından birinin tam merkezinde; kontrolsüz ve kitlesel göç.

Bu sorun, sınırlarımızı, şehirlerimizin dokusunu, sosyal güvenliğimizi ve nihayetinde milli geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir varoluş meselesi haline geldi.

Böyle bir zamanda, siyasetin dili "nezaket" ve "lısân-ı münasip" adı altında sorunu görmezden gelmek mi olmalı, yoksa meselenin aciliyetini ve ciddiyetini tüm açıklığıyla ortaya koyan bir uyarı mı?

Ümit Özdağ'ı ve onun dilini anlamak için bu soruya cevap vermek gerekir. Ve görünen o ki, Özdağ, klasik siyasetin rahatlığını reddederek, milletin derdini, endişesini ve en önemlisi, çözüm iradesini cesurca dillendiren bir siyasetçi olarak öne çıkıyor. Alarm veren dil korunurken, bu söylemin arkasına çözüm planları ve kadro çalışmaları eklenmiş durumda.

Açıklamalarda, “sorun var” vurgusunun ardından “nasıl çözülür” başlığı daha sık açılıyor.

Sertlik Değil, Aciliyetin Dili, Haklı Bir Alarm
Özdağ'ın kamuoyu önünde kullandığı dil, "sert" olarak nitelendirilirken genellikle gözden kaçırılan şey, bu dilin arkasındaki haklı aciliyet ve somut tehdit analizidir.

Yaşanan, sıradan bir göç dalgası değil; demografik yapıyı on yıllar boyunca geri döndürülemez şekilde değiştiren, kayıt dışı ekonomi ile iç içe geçmiş, suç örgütlerini besleyen ve ülkenin egemenlik alanlarında fiili durumlar oluşturan bir süreçtir.

Böyle bir durum karşısında devletin en temel görevi, vatandaşının güvenliğini ve menfaatini sağlamaktır.

İşte Özdağ'ın eleştirilen söylemlerinin özünde bu haklı devlet refleksi yatar. O, bir "linç dili" değil, "alarm dili" kullanmaktadır.

İhmal edilen, üstü örtülen bir yaranın üzerindeki sargıyı sertçe çekmektedir. Amacı nefreti körüklemek değil, körleşmeye yüz tutmuş kamu vicdanını ve siyasi iradeyi uyandırmaktır.

Eleştiri Oklarının Arkasında Detaylı Bir Yol Haritası Var
Özdağ'ı sadece eleştiren biri olarak görmek büyük bir hata olur. Onun asıl katkısı, sorunu tespit etmekle kalmayıp, somut, adım adım ve uygulanabilir bir çözüm yol haritası sunmasıdır.

Zafer Partisi'nin "Güvenli Vatan" operasyonu çerçevesinde detaylandırılan politikalar, sadece "gönderin" sloganından ibaret değildir. Bu harita şunları içerir:

Sınır Güvenliği

Türkiye'nin tüm sınırlarının fiziki ve teknolojik olarak mutlak şekilde kontrol altına alınması, Suriye sınırına duvar değil, güvenlik şeridi inşa edilmesi.

Düzensiz Göçmen Tespiti ve Geri Gönderme

Kayıt dışı kalan tüm bireylerin sistematik olarak tespiti, uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ve insani standartlarda, ancak kararlılıkla  menşe ülkelerine veya güvenli üçüncü ülkelere geri gönderilmesi.

Yabancı Suç Örgütleriyle Mücadele

Özellikle belirli milletlerden oluşan organize suç ağlarına karşı sıfır tolerans politikası ve özel operasyonlar.

Demografik ve Sosyal Denge

Uzun vadede Türkiye'nin genç nüfus ihtiyacının, nitelikli, kontrollü ve kültürel uyumu gözeten bir "Beyin Göçü" politikasıyla desteklenmesi.

Özdağ'ın dili, işte bu somut planların vazgeçilmez ön koşulunu  oluşturur: Sorunun büyüklüğünü kamuoyunun zihninde netleştirmek ve bu planları uygulayacak siyasi iradeyi toplamak.

Çözüm Odaklılık Net Hedefler, Net Sonuçlar
Özdağ'ın dilini "kutuplaştırıcı" diye eleştirenler, aslında onun netliğini ve sonuç odaklılığını kastediyor olabilir.

O, bulanık, herkesi memnun etmeye çalışan, "hem göçmen hem vatandaş" ikileminde bocalayan bir dil kullanmıyor.

Aksine, açık, net ve misyon odaklı bir dil benimsiyor. Hedef bellidir: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvenliğini, refahını ve geleceğini teminat altına almak.

Bu hedefe giden yolda kullanılan dilin yumuşak perdahlı olması gerektiği dogması, böylesine hayati bir meselede lükstür.

Özdağ, devletin ve milletin bekası söz konusu olduğunda, bu lüksü bir kenara bırakıp, gerçekçi, mücadeleci ve çözümü hedefleyen bir üslubu tercih etmektedir.

Sorumluluk Dili
Ümit Özdağ, Türk siyasetinde bir "rahatsız edici" figürü olarak görülebilir. Ancak bu rahatsızlığın kaynağı, onun dilinin kabalığı değil, soruna getirdiği dürüst ve sorumluluk sahibi yaklaşımdır.

O, konfor alanından çıkmayı reddeden bir siyasi elit ve medyaya karşı, sokaktaki vatandaşın endişesini, akademik ve stratejik bir derinlikle paketleyerek sunan bir ses olmuştur.

Söyledikleri, bir nefret söylemi değil,  bir sorumluluk çağrısıdır. Türkiye, demografik bir dönüm noktasında iken, bu kadar net, bu kadar planlı ve bu kadar kararlı bir sesi dinlemek, belki de en akılcı ve vatanseverce tutumdur. Onun çizdiği yol haritası ve kullandığı dil, bir seçenek değil, milli bir zorunluluk haline gelmiştir.

İstanbul’un farklı ilçelerinde ve Anadolunun çeşitli illerinde yapılan halk temaslarında vatandaşın yürekleriyle örtüşen hislerine tercüman olan tablo dikkat çekmektedir.

Özdağ, sahada halkla yüz yüze görüşen bir lider olarak, dinleyen, tepki yönlendiren değil not alan bir profil çizmektedir. Bu temaslar, Özdağ’ın söylemleri sahada halkın sesi olduğunu göstermektedir. 

Sosyal medyadaki eleştiriler çoğu zaman tonu öne çıkarıyor. Oysa siyasette belirleyici olan sadece sesin yüksekliği değil, o sesin arkasında bir plan olup olmadığıdır.

Saha gözlemleri ve kamuoyundaki tartışmalar, toplumun geniş, bütüne yakın bir kesiminin Ümit Özdağ’ın işaret ettiği temel başlıklarla örtüşen kaygılar taşıdığını gösteriyor.

Ekonomi, Güvenlik, kontrol, kamu düzeni, hukuk ve devlet kapasitesi gibi konular, yalnızca belirli bir seçmen grubunun değil, farklı siyasi eğilimlerden vatandaşların ortak endişeleri arasında yer alıyor.

Bu açıdan bakıldığında Özdağ’ın söylemi, toplumun büyük bölümünde zaten var olan bir duygunun sesi olarak okunuyor.

Tartışma, bu fikirlerin nasıl ve hangi yöntemlerle çözüme bağlanacağı sorusunda yoğunlaşıyor. Görünen o ki Özdağ, alarm dilini kontrol ve çözüm vurgusuyla konumlandırıyor. Bu noktada gözden kaçan asıl unsur, çözümle tamamlanan bir çerçeveye bağlanıyor olması.

Liyakat Esaslı Bir Kadro Yapılanması

Özdağ’ın öne çıkan yaklaşımı, uyarı yapan söylemi; somut politika, güvenlik, kamu yönetimi, teknik hazırlıklar ve ekonomi başlıklarında yürütülen liyakat esaslı bir kadro yapılanmasıyla desteklemek üzerine kurulu.

Özellikle ekonomide, krizi sadece sonuçlarıyla değil, kurumsal zafiyetler ve yönetim eksikliği üzerinden okuyan bir perspektif dikkat çekiyor.

Liyakat esaslı kadro yapılanması, öngörülebilirlik ve devlet kapasitesinin yeniden inşası vurgusu, ekonomik sorunların da geçici değil yapısal çözümlerle ele alınacağına işaret ediyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; devleti yeniden işler hale getirmeyi hedefleyen sorumlu bir liderlik anlayışına dayandığını gösteriyor.

Güvenlikten kamu yönetimine, göçten sosyal politikalara kadar birçok alanda yürütülen çalışmalar, rastlantısal değil planlı bir hazırlığın işaretlerini veriyor.

Bu tablo, sertliğin bir öfke dili değil; sorumluluk alan, çözüm üretmeyi hedefleyen bir liderlik anlayışına yaslandığını gösteriyor. Tartışma tam da bu nedenle söylemin tonundan çok, arkasındaki kapasite ve hazırlık düzeyine odaklanıyor.

Yaptığı titiz çalışmalar, ortaya koyduğu ilkeli duruş, özgürlükçü, akılcı duruş sahibi bir siyaset anlayışının temsilcisi Ümit Özdağ’ı, toplumun derdini anlama ve çözüm için somut adımlar atma çabasından ve Türk siyasi hayatı için değerli katkılarından dolayı halkın yüreğinde yer alan bir lider

yilmazparlar@yahoo.com

18 Aralık 2025 Perşembe

Ümit Özdağ Antalya’da Türk Milleti Adına Önemli Uyarılar-Yılmaz Parlar


 

  

Devlet Aklıyla Konuşan Lider Ümit Özdağ’dan , Tarihi Uyarılar

Terörle Yapılan Gizli Anlaşma Türk Milletine Kabul Ettirilmek İsteniyor

Türkiye’nin kritik bir eşikten geçtiği bir dönemde, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Antalya’da gerçekleştirdiği Türk Milleti Toplantısı’nda yalnızca bir siyasi değerlendirme yapmadı; devlet ciddiyetiyle, tarih bilinciyle ve millet adına hesap soran bir lider profili ortaya koydu.

Özdağ’ın açıklamaları, günlük siyasetin ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, milli egemenliği ve geleceği açısından hayati başlıkları kapsadı.

Tarihi nitelikte açıklamalarda bulundu. Toplantı, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren kritik konuların cesur, net ve belgelere dayalı şekilde masaya yatırıldığı bir zirve niteliği taşıdı.

Bir Liderin Duruşu, Vizyoner Çözümlerle Dolu, Milli Duruşta Ödünsüz Bir Performans

Prof. Dr. Ümit Özdağ, bu toplantıda sadece bir siyasi lider olmanın ötesine geçerek, adeta bir devlet adamı sorumluluğu ve stratejist öngörüsüyle milli meselelere bütüncül çözümler sundu.

Konuşması, derin analiz gücü, tarihi perspektif ve somut projelerle bezeliydi. Her soruna sadece teşhis koymakla kalmayıp, tedavi reçetesini de sunan bu kapsamlı değerlendirme, onun siyaset sahnesindeki benzersiz konumunu ve liderlik vasfını bir kez daha tescilledi.

Ümit Özdağ, Sessiz Kalan Devletin Yerine Konuşan Lider

Prof. Dr. Ümit Özdağ, konuşmasının ilk dakikalarından itibaren meselelere sloganla değil soru sorarak, polemikle değil belgeyle, hamasetle değil devlet aklıyla yaklaştı. Özdağ’ın bu yaklaşımı, onu alışılmış siyasi aktörlerden ayıran temel farkı bir kez daha gözler önüne serdi.

Halk'tan Gizlenen 62 Sayfalık Tutanak

Özdağ, terör örgütü PKK ve elebaşı Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen sürece ilişkin olarak, kamuoyundan gizlenen görüşmelerin varlığına dikkat çekerek, “Madem hayırlı bir iş yapıldığını düşünüyorsunuz, neden Türk milletinden saklıyorsunuz?” sorusunu yöneltti.

Özdağ, İmralı görüşmelerine dair 62 sayfalık esas tutanakların 17, ardından da 4 sayfaya indirilerek halktan gizlendiğini vurguladı. Türk milletine sorduğu şaşırtıcı sorularla müzakere masasındaki iddia edilen talepleri sıraladı:

Öcalan'ın Gabar petrolünden ve bölgede üretilen elektrikten pay istedi mi?

Anayasa'dan Türklük tanımının çıkarılmasını istedi mi?

Kürtçenin ikinci resmi dil olmasını ve ana dilde eğitimi talep etti mi?

YPG/SDG'nin dağılmayacağını, sadece polis örgütü adını alacağını söyledi mi

Bu soru, toplantının omurgasını oluşturdu.

Kapalı Kapılar Ardındaki Pazarlığa Açık İtiraz

Genel Başkan Özdağ, 22 Ekim 2024’ten itibaren yaşanan gelişmeleri kronolojik bir netlikle hatırlatarak, “asla müzakere yok” denilen sürecin fiilen bir al-ver pazarlığına dönüştüğünü vurguladı. İmralı’ya giden milletvekilleri, kamuoyuna açıklanmayan tutanaklar ve basına sızan sayfa sayıları üzerinden konuşan Özdağ, şeffaflık eksikliğini devlet-millet bağını zedeleyen bir tehlike olarak tanımladı.

Özdağ’ın özellikle altını çizdiği nokta, PKK’nın taleplerinin artık silah bırakma değil, anayasal düzeni hedef alan siyasi dayatmalar haline gelmiş olmasıydı. Üniter devlet yapısı, Anayasa’nın 66. maddesi, ana dilde eğitim ve ikinci resmi dil tartışmaları, Özdağ’ın ifadelerinde açık bir “devletin temeline yönelmiş saldırı” olarak yer aldı.

Biz Hangi Savaşı Kaybettik?

Toplantının en çarpıcı bölümlerinden biri, Özdağ’ın “ikinci aşama” söylemine verdiği yanıt oldu. “Biz hangi meydan savaşını kaybettik ki şimdi barış anlaşması yapıyoruz?” sorusu, salonda olduğu kadar kamuoyunda da yankı uyandıracak nitelikteydi.

Özdağ, terör örgütünün silah bırakmadığı, teslim olmadığı bir ortamda hukuki düzenlemelerden söz edilmesini, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan bir teslimiyet hali olarak tanımladı. Bu yaklaşım, onun güvenlik meselelerine duygusal değil, stratejik baktığını bir kez daha ortaya koydu.

Dış Politika, Güvenlik ve Devlet Zaafı Uyarısı

Konuşmasında sadece iç siyasete değil, dış politika ve güvenlik başlıklarına da geniş yer ayıran Özdağ; Ege, Kıbrıs, Karadeniz ve hava sahası ihlalleri üzerinden “devlet otoritesindeki aşınmaya” dikkat çekti. Kimliği belirsiz bir İHA’nın Ankara’ya kadar ilerlemesini “affedilemez bir skandal” olarak nitelendiren Özdağ, Milli Savunma Bakanlığı’na net ve cevaplanması gereken sorular yöneltti.

Deprem, Sanayi ve Planlı Devlet Vurgusu

İstanbul depremi ve sanayinin Marmara’da yoğunlaşması konusundaki uyarılarıyla Özdağ, sadece bugünü değil yarını planlayan bir lider profili çizdi. Zafer Partisi’nin “4 Deniz 4 Bölge Projesi”ni hatırlatan Özdağ, Devlet Planlama Teşkilatı’nın yeniden kurulmasının bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurguladı.

Uyuşturucu, Sığınmacılar ve Milli Güvenlik

Uyuşturucu ile mücadeleyi bir “asayiş” meselesi değil, milli güvenlik meselesi olarak ele alan Özdağ, PKK’nın uyuşturucu trafiğiyle bağını açık ifadelerle dile getirdi. Anadolu Kalesi ve Tertemiz Türkiye projeleriyle Zafer Partisi’nin bu alandaki somut yol haritasını da kamuoyuyla paylaştı.

Ekonomik Tablo, Rakamlarla Yoksulluk

Konuşmasının sonunda paylaştığı borç ve gelir verileriyle Özdağ, Türkiye’deki ekonomik çöküşü rakamlarla ortaya koydu. Kişi başına düşen borçtan asgari ücret tartışmasına kadar uzanan bu bölüm, Özdağ’ın sadece güvenlik değil, sosyal adalet meselesini de merkezine alan bir siyaset yürüttüğünü gösterdi.

43,3 Milyon Kişinin Borç Batağı, "Kişi Başı 125 Bin Tl Borç"

Konuşmasını çarpıcı ekonomik verilerle tamamlayan Özdağ, 43,3 milyon bireysel kredi kartı borçlusu olduğunu ve toplam borcun 5,4 trilyon TL'ye ulaştığını açıkladı. Bu rakamın kişi başı 125 bin TL veya 6 asgari ücrete denk geldiğini vurgulayarak, yoksulluğun boyutlarını gözler önüne serdi. Zafer Partisi olarak "En düşük emekli aylığı asgari ücretin altında olamaz" ilkesini bir kez daha hatırlattı.

Prof. Dr. Ümit Özdağ'ın Antalya'daki bu kapsamlı konuşması, Türkiye'nin içinde bulunduğu çok boyutlu krize karşı hazırlıklı, programlı ve kararlı tek siyasi alternatifin Zafer Partisi olduğunu bir kez daha tüm açıklığıyla ortaya koydu.

Net Sonuç… “Anlaşma Zaten Yapıldı”

Basın mensuplarının sorusu üzerine yaptığı değerlendirme ise toplantının final mesajı oldu. Özdağ, yaşanan sürecin bir müzakere değil, önceden yapılmış bir anlaşmanın Türk milletine kabul ettirilme süreci olduğunu ifade ederek, sürecin en net fotoğrafını çekti.

yilmazparlar@yahoo.com

7 Ağustos 2025 Perşembe

Ümit Özdağ’dan "Öcalan Komisyonu"na Sorular-Yılmaz Parlar


 

  

 “Milli Devlet Tasfiye mi Ediliyor?”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, sosyal medya platformu X (eski adıyla Twitter) üzerinden  6 Ağustos 2025 tarihinde yaptığı paylaşımda, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde oluşturulan ve kamuoyunda "Öcalan Komisyonu" olarak anılan yapıya yönelik çok sert eleştiriler yöneltti.

Özdağ, açıklamasında, komisyonun faaliyetlerinin “PKK terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan’ı siyasi muhatap haline getirme süreci” olduğunu belirterek, hem komisyon üyelerine hem de süreci yürüten siyasi iradeye yönelik 13 maddelik çarpıcı sorular yöneltti.

13 Maddelik Soru Listesi Yayınladı

Zafer Partisi lideri, TBMM'de kurulan komisyonu hedef aldı: “PKK’ya siyasi meşruiyet kazandırılıyor, milli devlet tasfiye ediliyor!”

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) oluşturulan ve kamuoyunda “Öcalan Komisyonu” olarak anılan yapı hakkında sosyal medya hesabından çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Özdağ, komisyonun Abdullah Öcalan'ı siyasi muhatap haline getirdiğini ileri sürerek, “Türkiye üniter yapısından koparılıyor” uyarısında bulundu.

Özdağ’dan 13 Maddelik Soru

"Türk Milletine Açıklayın"

Özdağ, Twitter (X) üzerinden yaptığı paylaşımda, TBMM’de kurulan komisyonun PKK ile barış sürecini yeniden meşrulaştırmak amacıyla oluşturulduğunu öne sürdü.

Bu bağlamda komisyon üyelerine ve süreci yürüten yetkililere yönelik dikkat çeken 13 soru yöneltti. İşte o başlıklar:

Anayasa’nın 66. ve 42. Maddeleri Değişecek mi?

Özdağ, vatandaşlık tanımı olan “Türk’tür” ifadesinin anayasadan çıkarılacağı iddialarına karşı net bir duruş sergileyerek, “Kürtçe ikinci ana dil olacak mı? Eğitim sistemi nasıl değişecek?” sorularını gündeme taşıdı.

Etnik ve Mezhepsel Kota mı Geliyor?

Cumhurbaşkanı yardımcıları arasında “Kürt” ve “Alevi” kimliklerinin temsili için yapılacak olası düzenlemelere dikkat çeken Özdağ, bunun anayasal eşitlik ilkesini zedeleyip zedelemeyeceğini sorguladı.

 “ABD'nin Osmanlı Modeli Önerisi Tesadüf mü?”

ABD büyükelçisinin Türkiye’ye Osmanlı benzeri bir model önerdiğini hatırlatan Özdağ, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bu süreçteki rolünün “tesadüf mü, değil mi?” sorusunu ortaya attı.

Lozan ve Üniter Yapı Tartışması

PKK’nın Avrupa’da Lozan Antlaşması’nı hedef alan toplantılarına değinen Özdağ, Öcalan’ın federasyon ve özerklik söylemlerine işaret ederek, üniter milli devletin tasfiye edilip edilmediği sorusunu kamuoyunun gündemine taşıdı.

 “Kürt, Arap, Türk” Tanımı Anayasaya mı Giriyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap 86 milyonun kardeşliğinden” bahsettiği açıklamayı da gündeme alan Özdağ, etnik grupların anayasada resmen tanınması halinde ileride ayrılma taleplerinin meşruiyet kazanabileceğini savundu.

“Komisyon Neden Kapalı Kapılar Ardında?”

Ümit Özdağ, komisyonun şeffaf bir şekilde çalışmadığını belirterek, “Eğer Türk milletinden gizleyecek bir şey yoksa neden bu komisyon kapalı kapılar ardında çalışıyor?” sorusunu yöneltti.

Özdağ, “Bu Bir Teslimiyet Sürecidir”

Açıklamasında süreci “teslimiyet” olarak tanımlayan Özdağ, komisyonun PKK ve Öcalan’a siyasi meşruiyet kazandırma işlevi gördüğünü ileri sürdü.

Arka Plan

“Yeni Bir Çözüm Süreci Mi?”

Ankara kulislerinde bir süredir yeni bir “çözüm süreci” tartışması gündemde. TBMM’deki komisyonun, Kürt meselesinde yeni bir anayasal düzenleme arayışının parçası olup olmadığı merak konusu.

Zafer Partisi Ne İstiyor?

Zafer Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter ve milli yapısının korunmasında ısrarcı olduğunu sıkça vurguluyor.

Özdağ, açıklamasında "Türk milletinin çıkarları için her türlü mücadeleyi vermeye hazırız" mesajı da verdi.

Siyasi Tartışmalar Derinleşiyor

Özdağ’ın açıklamaları, Türkiye siyasetinde özellikle etnik kimlik, anayasa değişiklikleri ve üniter devlet yapısı üzerinden yürüyen tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı.

Komisyonun amaçları, kapsamı ve kamuoyuna açıklanma biçimi önümüzdeki günlerde daha da geniş bir siyasi ve toplumsal tartışmanın merkezine oturacağa benziyor.

yilmazparlar@yahoo.com

23 Temmuz 2025 Çarşamba

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 51. Yılı Kutlama-Yılmaz Parlar


 

  

20 Temmuz’un Ruhu, Bugünün Güvencesidir

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 51. Yılı Hidiv Kasrı’nda Tarihe Not Düşüldü

Kıbrıs Barış Harekatı sadece askeri bir zafer değil, bir milletin kaderini değiştiren şanlı bir direnişin adıdır.

51 yıl önce atılan bu adım, bugün sadece Kıbrıs Türk halkının değil, tüm Türk milletinin onuruyla dimdik ayakta durduğunun sembolüdür.”

Hidiv Kasrı’nda Tarih Canlandı

22 Temmuz 2025 Salı günü, İstanbul’un en gözde tarihi mekânlarından Hidiv Kasrı20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 51. yılına yakışır şekilde anlamlı bir resepsiyona ev sahipliği yaptı.

Etkinlik, Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi tarafından, KKTC İstanbul Başkonsolosluğu himayelerinde düzenlendi. Katılım üst düzeydi:

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tata, İstanbul Valisi Davut GülİBB Başkan Vekili Nuri AslanKolordu Komutanı ve yüksek rütbeli subaylar, Gaziler, Türk Kuzey Kıbrıs Türk Ticaret Odası Derneği (TKKTTO) Başkanı Uğur Özgöker, DMW Uluslararası Diplomatlar Birliği Başkan Vekili Halil Sert, Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Zehra Bilge Eray, Büyükelçi Şakir Alemdar, KKTC Başkonsolos ve Konsolosu, Eski KKTC İstanbul Konsolosluğu eski ekonomi ataşe Cahit kayıarslan , İpek Yolu Kamu Diplomasisi ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Başkanı Seyfullah Türksoy, Mavi Vatan'ın geliştiricisi, Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezinin kurucusu Cihat Yaycı başta olmak üzere bürokratlar, iş dünyası temsilcileriSivil toplumun ve diplomasinin seçkin isimleri elit davetliler katıldı. 

Zehra Bilge Eray: “O bayrak yere düşmeyecek”

Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şube Başkanı Zehra Bilge Eray, açılış konuşmasında hem duygusal hem de kararlı bir duruş sergiledi:

“Kıbrıs Türkü, özgürlük uğruna her türlü bedeli ödemeye hazırdır. Mücahitlerimiz, Mehmetçiklerimiz ve aziz şehitlerimizin kanlarıyla dalgalanan bayrağımız asla yere düşmeyecek!”

Vali Davut Gül: “Kıbrıs Türküyle sonsuza kadar beraberiz”

İstanbul Valisi Davut Gül, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının her zaman yanında olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:



“Bugün Gazze’de yaşananların benzerini 60 yıl önce Kıbrıs’ta yaşadık. O gün Mehmetçik Kıbrıs’a nasıl omuz verdiyse, bugün de Türkiye dimdik arkasındadır.”

Ersin Tatar: “Kıbrıs Türkü yalnız değildir, asla da olmayacaktır”

KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, yaptığı kapsamlı konuşmada hem geçmişe hem geleceğe ışık tuttu. Öne çıkan ifadeleri şöyle:

“Kıbrıs Barış Harekatı, bir milletin topyekûn imhaya karşı direnişinin adıdır. Biz toprağımızda barış için, özgürlük için, Türk kimliğimizle yaşamak için direndik. Mehmetçik geldi, destan yazdı. Ve bugün, Mavi Vatan’ın kalbinde egemen bir Türk devleti olarak Kuzey Kıbrıs dimdik ayakta!”

Tatar, Türkiye’nin sağladığı yatırımlar, su ve enerji projeleri, altyapı hamleleri ve tanıtım faaliyetleri sayesinde KKTC’nin her geçen gün güçlendiğini vurguladı:

“Bizi federasyon masallarına mahkûm etmek isteyenlere buradan, İstanbul’dan sesleniyorum: Bu millet o gün direndi, bugün de yolundan sapmayacak!”

Hidiv Kasrı’nın Tarihi Önemi

Etkinliğe ev sahipliği yapan Hidiv Kasrı, sadece mimari güzelliğiyle değil, tarihi ruhuyla da dikkat çekti.

1907 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu ve Mısır’ın son Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılan bu kasır, Boğaz’ın incisi olarak bilinir.

Osmanlı’nın Mısır üzerindeki etkisini yansıtan yapı, İstanbul’un en zarif ve anlam yüklü köşklerinden biridir.

Barışın, özgürlüğün ve egemenliğin konuşulduğu böyle bir günde, böylesi bir mekânda toplanmak, adeta tarihle bugünü birleştiren sembolik bir mesaj oldu.

 “20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a çıkan Mehmetçik, sadece bir toprak parçasını değil, bir halkın geleceğini kurtardı. Bugün Hidiv Kasrı’nda verilen mesaj şuydu: Ne geçmişimizi unuturuz, ne geleceğimizi başkalarına bırakırız. Egemenlik bizimdir, Kıbrıs Türkü yalnız değildir!”

yilmazparlar@yahoo.com